Bir ilişki bittiğinde öfkenin karşı tarafa yönelmesini bekleriz. Oysa danışma odasında en sık duyduğum cümle şu: “Ona değil, kendime kızıyorum. Nasıl buna izin verdim?” İlişki bitmiştir ama içinizde yeni bir ilişki başlamıştır: kendinizle kurduğunuz, sert ve affetmeyen bir ilişki.
Bu öfke genellikle iyileşmenin kılığına girer. “Hatalarımı görüyorum, demek ki olgunlaşıyorum” diye düşünürüz. Ama kendini suçlamakla kendini anlamak aynı şey değildir. Biri sizi aynı sahneye tekrar tekrar geri çeker; diğeri o sahneden çıkmanızı sağlar.
O ilişkiye giren siz, bugünkü bilgilere sahip değildiniz. Geçmişteki kendinizi, ancak onun yaşayarak öğrendiği şeylerle yargılıyorsunuz. Bu adil bir hesap değil.
“Nasıl izin verdim?” sorusu neden bu kadar çekici?
Çünkü acı verici de olsa bir şey vadeder: kontrol. Eğer olan her şey benim hatamsa, bir dahaki sefere daha dikkatli olup bunu engelleyebilirim. Bu düşünce, “güvendiğim biri beni incitebilir ve bunu tamamen önleyemem” gerçeğinden daha az korkutucu gelir.
Yani kendinize kızmanız bir karakter kusuru değil; zihninizin öngörülemez bir dünyada güvende kalma çabasıdır. Ne yazık ki bedeli ağırdır: Güveninizi yitirmiş olduğunuz kişi artık karşınızdaki değil, kendinizsiniz.
Pişmanlık ile kendine saldırı arasındaki fark
İkisi de “keşke” ile başlar; ama çok farklı yerlere varır. Pişmanlık bir yön gösterir, kendine saldırı ise sizi olduğunuz yere çivileyerek tutar.
- Pişmanlık davranışa bakar: “İtirazlarımı çok geç dile getirdim.”
- Kendine saldırı kimliğe bakar: “Ben zaten kendini savunamayan biriyim.”
- Pişmanlık öğrenilebilir bir ders bırakır. Kendine saldırı yalnızca bir hüküm bırakır.
- Pişmanlık zamanla yumuşar. Kendine saldırı, her hatırladığınızda baştan başlar.
Bir cümlenin hangisi olduğunu anlamak için kendinize şunu sorun: Bu düşünce bana yarın atabileceğim bir adım veriyor mu, yoksa yalnızca hakkımda bir karar mı veriyor?
Görmediğiniz şeyleri neden görmediniz
“İşaretler ortadaydı” cümlesi geriye dönüp bakınca hep doğru görünür. Ama o işaretler, yaşandığı anda tek tek ve dağınık haldeydi. Bugün onları bir arada, sonucunu bilerek görüyorsunuz. İnsan zihni sonucu öğrendikten sonra, o sonucu önceden bilmenin ne kadar mümkün olduğunu abartır.
Bir de şu var: Bağlanmak, iyi niyet varsaymayı gerektirir. Sevdiğiniz birine inanmanız bir saflık değil, ilişkinin ön koşuluydu. Eğer o güveni bir daha asla kurmamayı öğrenirseniz, kendinizi ikinci kez cezalandırmış olursunuz.
Kendinize sorulacak doğru soru “nasıl izin verdim?” değil; “o günlerde neye ihtiyacım vardı da bunu görmezden gelmeyi seçtim?” sorusudur.
Kendine dönen öfkeyi yumuşatmak için
Bu öfkeyi bir anahtarla kapatamazsınız; ama onunla kurduğunuz ilişkiyi değiştirebilirsiniz. Danışanlarımla sık çalıştığımız birkaç yer:
- Suçlamayı bilgiye çevirin. “Aptalmışım” yerine “rahatsızlığımı dile getirmeyi öğrenmemişim” deyin. İkincisi üzerinde çalışılabilir.
- Geçmişteki kendinize yaşıyla hitap edin. O ilişkiye başlayan kişiyi, bugünkü değil o günkü hayatının içinde düşünün. Neyi biliyordu, neyi bilmiyordu?
- Öfkeyi yerine iade edin. Kendinize dönen öfkenin bir kısmı aslında karşı tarafa ait. Onu oraya teslim etmek, kötü biri olmak değildir.
- Bir arkadaş testi uygulayın. Aynı hikâyeyi en yakın arkadaşınız anlatsaydı ona ne derdiniz? O cümleyi kendinize de söylemeye izniniz var.
- Dersi tek cümleye indirin. Ne öğrendiğinizi tek bir cümleyle yazabiliyorsanız, zihniniz hikâyeyi yüz kez daha döndürmeye ihtiyaç duymaz.
Ne zaman destek almak iyi gelir?
Kendine yönelen öfke zaman zaman ziyaret eden bir misafir olabilir; ama bazen yerleşir. Aylar geçtiği hâlde aynı sahneleri tekrar tekrar yaşıyorsanız, uyku ve iştahınız bozulduysa, yeni yakınlıklardan baştan kaçınmaya başladıysanız ya da “ben sevilmeyi hak etmiyorum” cümlesi düşüncelerinize yerleştiyse, bunu tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.
Terapi burada bir savunma avukatlığı değildir; kimin ne kadar haklı olduğunu belirlemeye çalışmaz. Yaptığı şey, o ilişkiye hangi ihtiyaçlarla girdiğinizi ve hangi noktada kendi sesinizi kıstığınızı birlikte anlaşılır kılmaktır. Anlaşılan bir örüntü, suçlanan bir örüntüden çok daha kolay değişir.
Biten bir ilişkiden sonra kendinize kızıyorsanız, bu sizin bozuk olduğunuzu değil, bir şeyi gerçekten önemsediğinizi gösterir. O özeni şimdi yöneltebileceğiniz en doğru adres de kendiniz. Kendinizi affetmek olanları onaylamak değil; artık onların bedelini her gün yeniden ödemeyi bırakmaktır. Ve bu, iyileşmenin en sessiz ama en gerçek adımıdır.



