Kavga bitmiştir ama ev hâlâ sessizdir. Aynı masada oturur, aynı koridorda yürür, aynı yatağa girersiniz; ne var ki karşınızdaki kişi sizi görmüyor gibidir. Sorularınız yanıtsız kalır, bakışlar kaçar, cevap yerine omuz silkme gelir. Bu sessizlik dinlenmek için değildir — bir mesaj taşır: “Bana ne yaptığını hissetmen gerekiyor.”
Danışmanlıkta en sık duyduğum cümlelerden biri şudur: “Bağırsa daha iyi, hiç değilse ne düşündüğünü bilirim.” Bu cümle boşuna kurulmaz. Sessiz cezalandırma, bir tartışmadan uzaklaşma ihtiyacıyla karıştırılsa da aslında bambaşka bir şeydir: iletişimin, karşı tarafı hizaya getirmek için bilinçli olarak kesilmesidir.
Sessiz cezalandırma nedir, mola vermekten farkı ne?
İkisi de sessizlikle görünür, ama niyetleri birbirinin tam tersidir. Molanın amacı ilişkiyi korumaktır; sessiz cezalandırmanın amacı karşı tarafa bir bedel ödetmektir. Aradaki farkı şu noktalarda görebilirsiniz:
- Bilgi verilir mi? Sağlıklı molada “Şu an çok gerginim, yarım saat sonra konuşalım” denir. Cezalandırmada süre de, sebep de belirsiz bırakılır; belirsizlik yöntemin bir parçasıdır.
- Dönüş var mı? Molanın sonunda konuya geri dönülür. Cezalandırmada mesele hiç konuşulmadan, karşı taraf yeterince “pişman” göründüğünde biter.
- Diğer alanlar nasıl? Molada günlük hayat akmaya devam eder. Cezalandırmada bakış, dokunuş, sıradan sohbet — hepsi birden geri çekilir.
- Ne hissettiriyor? Mola sonrası rahatlama olur. Cezalandırmada karşı taraf küçülmüş, yalvarır konuma düşmüş hisseder.
Peki bu bir şiddet midir?
Her suskunluğu şiddet olarak adlandırmak doğru olmaz; herkesin toparlanmak için sessizliğe ihtiyaç duyduğu anlar vardır. Ancak sessizlik süreklilik kazanmış bir kontrol aracına dönüştüğünde, yani ceza vermek, kişiyi geri adım atmaya zorlamak ve ilişkideki gücü elde tutmak için tekrar tekrar kullanıldığında, bu artık bir iletişim tarzı değil duygusal istismarın bir biçimidir. Türk hukukunda da ısrarlı ve sistematik sessiz cezalandırma, aile içi psikolojik şiddet kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Bunun bedeni de etkilediğini gösteren çalışmalar var. Dışlanma ve görmezden gelinme anında beynin, fiziksel acıda etkinleşen bölgelerinin (ön singulat korteks gibi) devreye girdiği gösterilmiştir. Yani “içim acıdı” ifadesi bir benzetme değildir; sessizlik gerçekten acıtır.
Sessizlik bazen dinlenmektir, bazen ise cezadır. Farkı belirleyen şey ne kadar sürdüğü değil, ne için kullanıldığıdır.
Sessizliğe çekilen kişi neden bunu yapar?
Susan tarafın çoğu zaman kötücül bir planı yoktur. Nedenler genellikle şunlardır:
- Duyguyu ifade edememe: Öfkeyi ya da kırgınlığı kelimeye dökmeyi öğrenmemiş biri için susmak, elindeki tek araç olabilir.
- Öğrenilmiş aile modeli: Kendi evinde küslüğün günlerce sürdüğünü görmüş biri, bunu normal bir çatışma yöntemi sanır.
- Aşırı uyarılma: Tartışma sırasında bedeni alarma geçen kişi gerçekten donabilir; ancak bu donma birkaç saatten sonra bilinçli bir tercihe dönüşür.
- Güç ihtiyacı: Tartışmayı kazanamayacağını düşünen kişi için sessizlik, kesin sonuç veren bir üstünlük aracıdır.
Sebebin anlaşılır olması sonucu değiştirmez: Sessizlik uzadıkça karşı taraftaki güven aşınır. Susan kişi de bir süre sonra fark eder ki kazandığı tartışmanın bedeli, yanındaki insanın kendisine biraz daha az açılmasıdır.
Susan bir insanın önünde peş peşe özür dilemek, açıklama yapmak, arkasından odadan odaya yürümek çoğu zaman sessizliği uzatır; çünkü bu tepkiler yöntemin işe yaradığını gösterir. Bir kez sakin biçimde konuşmaya açık olduğunuzu söyleyip geri çekilmek, hem sizi korur hem de ilişkiyi kısır döngüden çıkarır. Kendi değerinizi karşı tarafın konuşmaya ne zaman razı olacağına bağlamayın.
Sessizlik duvarını yıkmanın yolları
Bu döngüyü kırmak tek bir konuşmayla olmaz, ama yön değiştirmek mümkündür:
- Suçlamadan, kendi tarafınızdan konuşun: “Yine küstün” yerine “Konuşmadığımız zamanlarda kendimi çok yalnız hissediyorum” demek, karşı tarafı savunmaya geçirmeden mesajı iletir.
- Ortak bir kural belirleyin: Sakin bir günde, “Kavga ettiğimizde ne kadar ara vereceğimizi söyleyelim ve en geç ertesi gün konuşalım” diye anlaşın. Kuralı kriz anında değil, huzurlu anda kurun.
- Hayatınızı durdurmayın: Sessizlik sürerken işinize, arkadaşlarınıza, rutininize devam edin. Bu bir inatlaşma değil, kendi dengenizi korumaktır.
- Kapıyı açık bırakın: “Hazır olduğunda konuşmak isterim” cümlesi hem sınır koyar hem de bağı korur.
- Örüntüyü izleyin: Sessizlik günlerce sürüyor, sık tekrarlıyor ve siz her seferinde haksız olmadığınız konularda özür dilemek zorunda kalıyorsanız, mesele bir iletişim aksaklığından fazlasıdır.
Ne zaman destek almalı?
Sessiz cezalandırma haftalarca süren küslüklere dönüşmüşse, evde yürürken sesinizi ayarlıyor, söyleyeceğiniz cümleyi defalarca zihninizde deniyor ya da çocuklarınız bu sessizliğin gerilimini hissediyorsa, çift terapisi bu döngüyü çözmek için etkili bir alandır. Partneriniz gelmeye hazır değilse bireysel destek de işe yarar; çünkü döngüdeki tek bir kişinin tepkisi değiştiğinde döngünün kendisi de değişmeye başlar.
Sağlıklı ilişkilerde de sessizlik olur — ama o sessizlik bir ceza değil, bir nefes arasıdır. Konuşmak, kırgınken bile birbirine dönebilmektir. Eğer evinizdeki sessizlik uzun süredir konuşmaktan daha yüksek sesle konuşuyorsa, bunu değiştirmek mümkündür. Bir uzman eşliğinde atılacak küçük bir adım, aylardır kurulamayan cümleyi kurmanın başlangıcı olabilir.



