Psikolojik Dayanıklılığı Artıran 4 Düşünce Alışkanlığı

27 Haziran 20267 dk okuma
Paylaş:
Psikolojik Dayanıklılığı Artıran 4 Düşünce Alışkanlığı

Hayatta hepimiz zaman zaman kaygı, stres, hayal kırıklığı ve belirsizlikle karşılaşırız. Çoğumuz bu duyguların tamamen ortadan kalkmasını isteriz. Oysa psikolojik olarak güçlü insanların sırrı, zor duyguları hiç yaşamamak değil; onlarla daha sağlıklı bir ilişki kurabilmektir.

Dayanıklılık doğuştan gelen bir özellik değildir.

İyi haber şu: psikolojik dayanıklılık, zamanla geliştirilebilen bazı düşünme alışkanlıklarından beslenir. Yani onu bir karakter şansı gibi beklemek zorunda değilsin; küçük küçük çalışılabilen bir beceri gibi yaklaşabilirsin.

Aşağıda, ruh sağlığını güçlendiren dört bakış açısını paylaşıyorum. Hepsini aynı anda kusursuzca uygulaman gerekmiyor; sana şu an en çok konuşan bir tanesiyle başlaman bile yeterli.

1. Alışkanlık
Duyguyu acil durum sanmamakHer zor duygu, hemen müdahale gerektiren bir alarm değildir.
2. Alışkanlık
Etki ile kontrolü ayırmakÇabanı verebilirsin; ama sonucu her zaman sen belirleyemezsin.
3. Alışkanlık
Zor duyguya alan açmakKaçmak yerine kalabilmek, dayanıklılığın asıl kasıdır.
4. Alışkanlık
Katı kuralları gevşetmek“-Meli, -malı” kalıpları ile gerçek hayat arasındaki mesafeyi görmek.

1. Duygularınızı bir acil durum gibi görmeyin

Kaygılandığınızda ne yaparsınız? Birçoğumuzun ilk tepkisi, o duygudan bir an önce kurtulmaya çalışmaktır. Zihnimiz hemen nedenleri araştırır, senaryolar üretir, çözüm bulmaya koşar. Sanki içimizdeki kaygı, derhâl müdahale edilmesi gereken bir tehlike alarmıdır.

Oysa çoğu zaman bizi yoran şey kaygının kendisi değil, kaygıya karşı verdiğimiz mücadeledir. Bir duygu ortaya çıktığında onu hemen bastırmaya, analiz etmeye ya da yok etmeye çalışmak bazen onu daha da büyütür; çünkü zihin sürekli “bu duygu tehlikeli” mesajını almaya devam eder.

Bazen yapılabilecek en sağlıklı şey, durup kendimize şunu söylemektir: “Şu an kaygılı hissediyorum ve bu, insan olmanın doğal bir parçası.” Duygularınızı bir düşman gibi değil, gelip geçen geçici ziyaretçiler gibi görmeye başladığınızda, üzerinizdeki etkilerinin azaldığını fark edebilirsiniz.

Bir duyguyu yatıştırmanın yolu, çoğu zaman onunla savaşmaktan değil, ona “buradasın, görüyorum” diyebilmekten geçer.

2. Etki etmekle kontrol etmeyi karıştırmayın

Psikolojik yorgunluğun önemli kaynaklarından biri, kontrol edemeyeceğimiz şeyleri kontrol etmeye çalışmaktır. Bir arkadaşımızın bizi anlamasını isteyebiliriz, bir görüşmede elimizden gelenin en iyisini yapabiliriz, bir ilişkinin sürmesi için çabalayabiliriz. Bunların hepsi bizim etki alanımızdadır. Ama insanların ne hissedeceğini ya da hayatın bize hangi sonuçları getireceğini kontrol edemeyiz.

Etki alanınÇabanı verebileceklerin
Bir görüşmede elinden gelenin en iyisini yapmak
Bir ilişkide açık ve dürüst davranmak
Hazırlanmak, denemek, tekrar denemek
Nasıl biri olacağını seçmek
Etki alanın dışıKontrol edemeyeceklerin
Bir başkasının seni nasıl anlayacağı
İnsanların ne hissedip nasıl davranacağı
Bir sürecin sonunda çıkacak sonuç
Hayatın sana ne getireceği

Ne yazık ki birçok insan değerini sonuçlara göre ölçer: “İstediğim olduysa başarılıyım, olmadıysa yetersizim.” Oysa daha sağlıklı bir yaklaşım şudur: kendi değerimizi, elimizden gelen çabayı gösterip göstermediğimize göre değerlendirebiliriz. Hayatın her sonucunu kontrol edemeyiz; ama o sonuca giderken nasıl biri olacağımızı seçebiliriz.

3. Zor duygulardan kaçmayın, onlara alan açın

İnsanlar çoğu zaman olaylardan değil, olayların hissettireceği duygulardan kaçar. Reddedilmekten, hayal kırıklığından, yetersiz hissetmekten korkarız. Bu yüzden bazen ertelemeye, kaçınmaya ya da sürekli güvence aramaya yöneliriz. Kısa vadede bu davranışlar rahatlatıcı gelir; ama uzun vadede zihne sinsi bir mesaj verir: “Bu duygularla baş edemem.”

Oysa gerçek çoğu zaman bunun tam tersidir. İnsanlar düşündüklerinden çok daha dayanıklıdır. Üzülebilir, kırılabilir, kaygılanabiliriz — ama bunlar bizi yok etmez. Psikolojik güç, zor duyguların hiç ortaya çıkmaması değil; ortaya çıktıklarında onlarla kalabilmeyi öğrenmektir.

Kendinize hatırlatabileceğiniz tek bir cümle.

“Bu duygu zor olabilir ama geçicidir. Onunla baş edebilirim.” Bir duyguya alan açmak, onu onaylamak ya da ona teslim olmak değildir; sadece bir dalga gibi gelip geçmesine izin verebilmektir.

4. Zihninizdeki “-meli, -malı” kurallarını fark edin

Birçoğumuzun zihninde görünmez kurallar vardır: “Hata yapmamalıyım”, “Herkes beni sevmeli”, “Mutlaka başarılı olmalıyım”, “Her zaman güçlü kalmalıyım.” Sorun şu ki hayat bu kurallara uymak zorunda değildir. İnsanlar bazen bizi sevmez, planlarımız hep istediğimiz gibi gitmez, hatalar yapar, başarısızlıklar yaşarız.

Katı beklentiler ile gerçek hayat arasındaki mesafe büyüdükçe psikolojik baskı da artar. Bu yüzden ruh sağlığı açısından daha esnek bir düşünme biçimi geliştirmek önemlidir. Aynı cümleyi biraz yumuşatmak bile içerideki gerilimi belirgin biçimde azaltır:

“Hata yapmamalıyım.”
“Hata yapmak istemiyorum ama yaparsam bununla baş edebilirim.”
“Herkes beni sevmeli.”
“Sevilmeyi isterim; ama herkes sevmese de değerim eksilmez.”
“Mutlaka başarılı olmalıyım.”
“Başarmayı çok istiyorum ama başaramazsam da hayat devam eder.”
“Her zaman güçlü kalmalıyım.”
“Bazen zorlanırım; bu güçsüzlük değil, insan olmak.”

Esneklik, beklentilerden vazgeçmek değildir. Beklentilerimize tutunurken, hayatın her zaman bizim planımıza göre akmayabileceğini de kabul edebilmektir.

“-Meli, -malı” cümlelerini bir emir gibi değil, bir tercih gibi duymaya başladığınızda, kendinize karşı çok daha nazik olduğunuzu fark edersiniz.

Sonuç: güçlü olmak, hiç düşmemek değildir

Psikolojik dayanıklılık, hayatın zorlaşmaması değildir. Kaygının hiç gelmemesi, herkesin sizi anlaması, her şeyin yolunda gitmesi ya da hiç üzülmemeniz de değildir. Dayanıklılık; duygularınızla savaşmak yerine onları taşıyabilmek, kontrol edemediklerinizi bırakabilmek ve hayat istediğiniz gibi gitmediğinde bile yolunuza devam edebilmektir.

Güçlü olmak, düştüğünüzde yeniden ayağa kalkabileceğinizi bilmektir.

Bu dört alışkanlık bir gecede yerleşmez; tıpkı bir kas gibi, her denemede biraz daha güçlenir. Bugün yalnızca birini hatırlamanız bile küçük ama gerçek bir adımdır.


Eğer zor duygular günlük huzurunuzu, ilişkilerinizi ya da uykunuzu sürekli etkilemeye başladıysa, bu yolu tek başınıza yürümek zorunda değilsiniz. Bir uzmandan destek almak, zayıflık değil; kendinize gösterdiğiniz en sağlam şefkat biçimlerinden biridir. Şimdilik tek bir şey yeterli: derin bir nefes — ve kendinize doğru atılan küçük bir adım.

Bu yazı işinize yaradıysa paylaşın
Paylaş:

Bu konuda destek almak ister misiniz?

Yazıda ele alınan konularla ilgili kişisel durumunuz için WhatsApp'tan yazabilir veya randevu oluşturabilirsiniz.